Yürek Yangınları

24/11/2009 - Aşk, işte böyle bir şey

Kategori: Yazilarim

10107209ht6.jpg

“Kabe’ye parası olan değil, aşkı olan gider!”

 

Adı; Aşk Soyadı; Aşk Yolu; Aşk Vatanı; Aşk Sılası; Aşk

 

 

 

Dün gece bir televizyon kanalında muhabbetle izledim Rahime Nine’yi*¹

 

 rahimenine.jpg

100 yaşında Rahime Nine. Evet yanlış duymadınız, tam 100 yaşında ve ne yapıp etmiş hacca gelmiş ninemiz, hem de ta ramazanda, 3 aydır da Mekke’deymiş..Kaçak hacıların durumu çok zordur burada halbuki, bir taraftan polis, yokluk, evden hiç dışarı çıkmamak, sürekli saklanmak vb..Herşeyi göze almış ninem..

 

“Hac yapmadan ölmek istemiyorum” demiş ve çıkmış yola subhanAllah..

 

O’nu Nur Dağı’na, tırmanırken gördüm ekranda.. Hira Mağarası’na girip namaz kılmak için şevkle çıkıyordu; mütebessim, dilinde yüreğinde Gül Efendim.. İki büklüm, elinde bastonu, hem de bu sıcaklarda.. Ama O,  aşkla çıkıyor, gençlere taş çıkartırcasına..

 

Yanına yaklaşan muhabir bir ara; “Su ister misin ninem?” dedi..

 

“Oruçluyum evladım” cevabını aldı..Bakar mısınız aşka, subhanAllah!

 

100 yaşında, iki büklüm eli bastonlu ve bu sıcak havada yaklaşık 1 saat yol yürüyerek gençlerin bile çok zorlandığı bu yolda 300 metre yukarı çıkıyor, üstelik de oruçlu!

Geçen hafta da, 760 metrelik Sevr dağına 7 saatte çıkmış Ninemiz maşaAllah..

 

Ah Ninem, seni görünce ben kendimden utandım inan!

 

O aşk dolu yüreğinden bir kıvılcım, bir yürek yakınlığı dilerim acizane..

 

Rabbim seni muhafaza eylesin Rahime nineciğim, hayırlısıyla haccını tamamlayıp kuş gibi dönesin vatanına, amin

 

Gelin şimdi de Ahmed Amca’nın hikayesine bakalım..

 

Okaz Gazetesi O’nun, Kütahyalı Çiftçi Ahmed Arık’ın “Ömür Yolculuğu”nu, “Aşk Seferi” ni anlatmış bugün*²

 

Ne yapmış biliyor musunuz Ahmed Amcamız?

 

Tam 17 yaşındayken niyet etmiş hacca gelmeye..

 

Akranları saçma-sapan bin türlü hayal kurarken, O hedefini belirlemiş ve uygulamaya koymuş hemen..İki kumbara almış biri hac için, diğeri de yuva kurabilmek için..

 

17 yaşından beri hergün hac niyetiyle kumbarasına para atmış, yüreğini atmış  biriktirmiş Ahmed Amca..Yürek yürek çoğalmış hergün.. Aşkını tazelemiş, umutlarını bilemiş usanmadan..Bu arada evlenmiş tabii ama hac umutları hep taze..

 

Tam 40 yıl sonra umutları gerçekleşmiş ve kendisiyle eşi için “bir Haclık” para tamam olmuş..Ama gelin görün ki hac kur’ası çıkmamış bu kez de, yine yılmamış tam 3 yıl daha beklemiş aşkla, özlemlerini biriktirmiş..

 

Ve bugün tam 43 yıl sonra nihayet eşiyle birlikte hacdalar işte :) Azmin elinden bir şey kurtulmuyor, görüyor musunuz?..İstemek, hedef belirlemek, sebat etmek, aşkı yitirmemek lazım..

 

Bugün hacca gitmek için şartların olgunlaşmasını bekleyenlerin kulakları çınlasın.. Allahaşkına bir midir şu 43 yıllık damıtılmış aşkla onlarınki?

 

“Param olsun da giderim”ciler, “Gitmesen de olur, fakirlere yardım yap daha iyi” diyen çarpık akıllılar, “Oğlumu-kızımı evereyim de sonra..”diyiciler vs.. Renk renk aşksızlıklar yürek yakıyor, can acıtıyor..

 

Biliyor musunuz bence tam 17 yaşından beri aşk seferinde Ahmed Amca..

 

Ve de öylece sevabını, her yıla bir hac hesabı almıştır Rabbim’den, Allahu a’lem.

 

Sevdalı olmak böyle bir şey işte ah!..

 

İşte böyle “Aşkın bir adı da yorulmamaktır.”

 

Hiç vazgeçmemek, “İlla” demektir!

 

Daim diri olmak, ölümsüzlük sırrını kuşanmak..

 

“Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez”  Ah!..

 

Bırak malı-mülkü candan geçmektir aşk! Gözü karalık, delilik yani!..

 

İstemektir aşk! Hep bir adım öteyi, hep ufukları..

 

Aşk, her dem taze kalıp, hep zirveye koşmak,

Bayrak yapıp yüreğini, gök merdivenlerini tırmanmaktır..

 

Yorulursa âşık, soyunur aşk libasından, çırılçıplak kalır!

Kimliksiz bir yığın et!

 

Aşkla diri kaldı insan..

Aşkla diri kaldı çağlar.

 

Aşk gidince-çekilince, deli oldu sükût etti şu kainat,

Ondandır hep ahh bu çağın feryatları.

 

Aşk çekilirse kainatan pörsür herşey!

Ve pörsüdü..

 

Yeniden inşası için çağın, “aşk”a muhtacız ve Âşıklara, delilere, yani gözü karalara..

 

Yoksa olmayacak.

 

Muhabbetle efendim..

 

Ayşe Reşad

 

 

*¹: www.sonpeygamber.info/tr/tr/guncel-haber/peygamber-askiyla-100-yasinda-hiraya-tormaniyor.html

 

*²:  Kütahyalı bir çiftçi, 17 yaşından beri Hac için 43 yılda biriktidiği parasıya "ömür yolculuğu" adını verdiği Hacca geldi. Evde iki kumbarası vardı, biri evlilik, diğeri de Hac için.. Hem evlendi, hem de eşiyle hacca da geldi.

 

http://www.okaz. com.sa/new/ Issues/20091124/ Con2009112431748 2.htm

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/11/2009 - Ey Hacılar! Nerdesiniz?

Kategori: Begendiklerim

http://umutrehberi.wordpress.com/files/2009/11/yahac.jpg 

Ey hacılar! Ey hacılar! Nerdesiniz, nerdesiniz.

Sevgiliniz içinizde, gelin, hele bir gelin siz!

Onlarca kez, o yollardan o eve gidip geldiniz.

Bir kez çıkıp dama bakın, ne hâlde kendi eviniz!

Hac yolunda zahmetiniz, bir define olsun size.

Sizde gizli defineye, siz kendiniz perdesiniz.

[Divan-ı Kebir, VII/14]



www.umutrehberi.com

 


 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/11/2009 - Yalnız Allah için çalmalı bazen de..

Kategori: Yazilarim

Mesnevi’de bir hikaye var, ne zaman okusam yüreğime dokunur, ağlatır beni..Allah için çeng çalan çalgıcının hikayesi bu, belki okumuşsunuzdur..

 

-Aşağıya ekleyeceğim, Mesnevi’den yazmıştım bir zaman bir bölümünü..Mutlaka okuyun efendim, çok çok güzel-

 

Elden ayaktan düşmüş, ama vaktiyle zamanın en meşhur çalgıcılarından olan bir ihtiyarın hikayesi bu.. Çalgı çalmaktan başka bir şey bilmiyor, elinden gelmiyor..

 

O da en terkedilmiş, en düşkün, em muhtaç bir vaziyetteyken gidiyor ıssız bir yere ve en iyi yaptığı işi “Allah için” yapıyor!  Allah için çeng çalıyor, ücretini de O'ndan istiyor..

 

Allah için çalıyor ve Allah için şarkı söylüyor yani!

 

Allah da “kendi için çalan-söyleyen” bu çalgıcının yaptığını beğeniyor ve ücretini zamanın halifesiyle gönderiyor hem de..

 

Böyledir o Rabbim ah..

 

Yeter ki, sen O’nun için bir şey yap, velev ki çok basit, ya da insanlar nazarında hor görülen bir şey olsun, O beğenir.

 

O “kendisi için” olan amelleri bilir ve mükafatlandırır.

 

“Kendisi için çırpınanı” da kucağına alır, hiç bırakmaz.

 

http://img36.imageshack.us/img36/2572/sgrosline2.gif

 

Aklıma yargıçlık yapanlar düştü şu vakit;

 

“Sen şöylesin” “Sen böylesin” “Sen çok günahkarsın, yatacak yerin yok” “Haa o mu? Bırak ya ...nin biri!” “Bak namaz kılıyorsun ama kafan açık kabul değil!” “Namazsız oruç olmaz” vs.vs.

 

Bakar mısınız hüküm vermelere? Kesip biçmelere?!

 

Sana ne?!

 

Sen kimsin ki başkası hakkında hüküm veriyorsun?!

 

Ceplerde hep darağaçları! Ne kadar da hevesliyiz “Tanrı” olmaya!

 

Halbuki “Sen!” demenin öte ucu “Ben!” demektir, farkında değil misin?

 

Sen alçaltırken gayrını güya, kendini yüceltiyorsun!

 

Hatırla ve hiç unutma ki şeytan da “ben” demişti ve kovulanlardan oldu!

 

Allah yüreklere bakıyor, zahire göre hüküm vermez. “Ameller niyetlere göredir”hem..

 

Kimsenin kalbini yarıp bakamayız ki “şu, şudur” diyebilelim..

 

Hem desek de ne olacak? Abesle iştigal..Yargı ve ceza makamı ancak Allah’tır.

 

Bize düşen ancak kendimizi kollamak..

 

http://img36.imageshack.us/img36/2572/sgrosline2.gif

 

Yüreklere Allah içinlik katmalı biraz..

 

Amellere Allah içinlik katmalı..

 

Yalnız, yalnız Allah için çalmalı bazen de!

 

Ki burada da, orada da “yarar” olsun, boşa gitmesin..

 

Hele ki şu mubarek aylarda..Biliyorsunuz Hac Ayları’ndayız, Zilhicce kapıda..Hac Ayları: Şevval, Zilkade ve Zilhicce’den 10 gündür..

 

Şimdi Zilkade 26 . Bu ay aynı zamanda haram aylardan efendim..Haram aylar, dikkat edilmesi gereken çok önemli zamanlardır. Her iyilik ve her kötülük misliyle muamele görür, katlanır bu vakitlerde, dikkat etmeli, uyanık olmalı.

 

Bir dahaki seneye erişebilecek miyiz bilmiyoruz, o yüzden boşa geçirmemeli.. Elden geldiğince zamanlara adres bırakmaya, her yaptığımızı “Allah için” yaparak kısa ömrü bereketlendirmeye çalışmalı..

 

Normal günlük işlerimizde de,  her  -zaten- yapacağımız işlerin bile, niyetle yönünü O’na çevirebiliriz..Böylece zaman lehimize işler, kazanan biz oluruz.

 

http://img36.imageshack.us/img36/2572/sgrosline2.gif

 

Zilhicce’nin ilk 10 Gecesi de çok önemli aman dikkat!

 

Rabbim yemin etmiş bu 10 geceye..Kur’an’da dikkat edin efendim, Rabbimiz’in üstüne yemin ettiği herşeyde mutlaka bir özellik, bir hikmet vardır;  “Veleyâlin aşr” “Velasr” “Vettînu vezzeytûn” vb.

 

Bu 10 gecede rahmet sağanak sağanak iner..Yapılan tüm ibadetler katlanır; namaz, oruç, sadaka, içine “Allah içinlik katılmış” tüm ameller..

 

Bir de ayrı bir özellik var efendim; Bu 10 günde..Bazen çok isteyip de yapamadığımız ya da vazgeçemediğimiz işlere bu 10 gün içinde “bismillah” deyip başlarsak, Rabbim zorları kolay ediyor muvaffak ediyor inanın..

 

Ben kendimden biliyorum :) Geçen yıl 2 Zilhicce’de sigarayı bıraktım elhamdulillah..Daha önce çok kereler denememe rağmen hep geri dönüyordum.. işte geçen yıl bu rahmet sağanağında 2 rekat namaz kılıp dua ettim;

 

“Rabbim n’olur yardım et, çok seviyorum bu sigarayı ama biliyorum ki çok zararlı, beni vazgeçir, yapacaksan tek sen yapacaksın bunu, benim gücüm yetmiyor, sana teslim oldum” dedim ;) Ve bakın 1 yıl oldu, şimdi yanımda içenlerden bile acaip rahatsız oluyorum..

 

Diyeceğim odur ki efendim sigarayı bırakmak isteyenler varsa, bu sağanakta bir koşu bırakıversinler inşaAllah ;)

 

Zilhicce’nin 10 günü ve yapılacaklar için geçen yıl yazdığım şu yazıyı mutlaka okumalısınız efendim:

 

http://yurekyanginlari.blogcu.com/ben-hep-seninleyim-sen-nerdesin-kiminlesin_29811551.html

 

muhabbetle

 

Ayşe Reşad

 

http://img36.imageshack.us/img36/2572/sgrosline2.gif

 

 

Allah için Çeng Çalan Şarkıcı’nın Hikayesi

 

Hz.Ömer zamanında ihtiyar bir çalgıcının aç kaldığı bir gün

mezarlığa gidip Allah için çeng çalma hikayesi..

 

Bilmem işittin mi? Hz. Ömer zamanında pek güzel, pek latif çeng çalan bir çalgıcı vardı..Meclisleri, toplulukları onun nefesi süslerdi..Öyle bir çalgıcıydı ki, dünya onun yüzünden neşeyle dolmuştu..Onun çenginin sesinden, can kuşu kanatlanır uçardı..

 

Aradan nice zaman geçip de, çalgıcı ihtiyarlayınca, cana can katan güzelim sesi çirkinleşti.. Artık hiç kimse, o sese önem vermez oldu.

 

Zaten hangi hoşluk vardır ki, sonunda hoşluğunu kaybetmesin?..

Hangi tavan vardır ki yıkılıp yerlere serilmesin?..

 

Seneler geçti, çalgıcı çok yaşlandı ve çöktü. Artık hiçbirşey kazanamaz hale geldi, bir dilim ekmeğe muhtaç oldu. Bir gün içi yanarak Cenab-ı Hakk’a yalvardı da dedi ki:

 

“Allah’ım! Bana uzun bir ömür, tükenmez fırsatlar verdin..

Benim gibi değersiz bir kula nice ihsanlarda bulundun..

70 yıl günah işledim durdum; bir gün olsun rızkımı kesmedin, nimetini esirgemedin.. Artık kazancım yok; elim ermez-gücüm yetmez oldu..Ben bugün Senin misafirinim.. Seninim.. Bugün yalnız Senin için çeng çalacağım..”

 

Çengi omuzladı, Allah’a sığınmak, O’na çeng çalmak için, ah vah ederek Medine mezarlığına yöneldi..Kendi kendine dedi ki;

 

“Ben çalacağım çengin ücretini Allah’tan isterim, çünkü O, özü doğru olanları kabul eder, kerem buyurur..”

 

Bir hayli çaldı, ağladı.. Sonra çengi yastık yaptı, bir mezarın yanında başını çenge koyup yattı.. Uyku onu esir aldı, can kuşu hapisten kurtuldu..Ten esaretinden, dünya ızdırabından kurtulunca mana alemine ve can ovasına vardı.. -Rüyasında ona cennetlerden bir cennet gösterildi de mestoldu, orda ebedi kalmak diledi Rabbinden- Fakat ihtiyar çalgıcıya: “Burada kalmaya özenme, tama’ etme. Madem ki ayağından mâsivâ dikeni çıkmıştır, korkma, haydi git..” diye emir geldi..

 

O sırada Cenab-ı Hakk, Hz. Ömer’e öyle bir uyku verdi ki, uykudan başını kaldıramadı. Bu hale şaştı kaldı da;  “Böyle bir uykuya alışık değilim, bu uyku sebepsiz değildir. Herhalde gizli âlemden geliyor..” diye düşündü.. Başını koydu yattı, uykuya daldı, bir rüya gördü:

Rüyasında Hakk tarafından bir ses geldi, bu sesi ruhu işitti...

 

“Ey Ömer! Bizim kulumuzu ihtiyaçtan kurtar! Bizim has ve muhterem bir kulumuz var. Onu görmek için mezarlığa git. Herkesin hakkı olan Beytü’l-Mâl’den 700 dinar al. O parayı ona götür de de ki: “Ey bizim seçkin erimiz şimdilik bu kadar getirdim, bunu al harca, tükenince yine buraya gel!..”

 

Hz. Ömer, rüyasında işittiği sesin heybetinden uyandı, yerinden sıçradı kalktı ve bu hizmeti görmek için hazırlandı. Para kesesi koltuğunda mezarlığın yolunu tuttu. Koşa koşa Allah’ın has kulunu aramağa başladı.Mezarlığın çevresinde bir hayli döndü-dolaştı. Fakat o ihtiyardan başkasını göremedi..Kendi kendine: “Bu olmasa gerek.. Cenab-ı Hakk; “tertemiz, arı-duru, hizmete layık bir kulum var” diye buyurmuştu.. İhtiyar bir çalgıcı nasıl olur da Allah’ın has kullarından olabilir?..”

 

“Ey Allah’ın sırrı! Sen ne kadar hoşsun, ne kadar garipsin.” Dedi.Yine arandı da o çalgıcıdan başkasını göremeyince:“Karanlıklar içinde nice nurlanmış gönüller vardır..” dedi.

 

Sonra geldi ihtiyar çalgıcının yanına büyük bir saygıyla oturdu, uyanıp ondan korkan çalgıcıya: “Benden korkma, ürkme; sana Hakk tarafından müjde getirdim..” dedi.

“Hakk’ın sana selamı var, senin halini-hatırını soruyor, hadsiz-hesapsız zahmetler, kederler, gamlar yüzünden nasıldır, ne haldedir diye soruyor.. İşte zarûri ihtiyaçların için bir kaç altın. Bunları harca yine buraya gel.”

 

İhtiyar bu sözü duyunca titremeye, elini ısırıp dövünmeye başladı;

 

“Ey eşi benzeri olmayan Allah’ım!

Zavallı ihtiyar kulun utancından su kesildi..” diye feryad etti..

Bir hayli ağladı; derdi, kederi haddi aştı. Nihayet çengi yere vurdu, parça parça etti.Parçaladığı çenge seslenerek dedi ki:

 

“Ey Rabbimle benim arama perde olan!

Ey hakk yolundan beni saptıran! Ey benim yolumu kesen!

Ey 70 seneden beri kanımı içen! Ey kemal sahibi insanlar yanında beni küçük düşüren, yüzümü karartan!..”

 

“Ey ihsan ve vefa sahibi Allah’ım!

Cefalarla, suçlarla geçen ömrüme sen acı! “

 

“Allah bana öyle bir ömür lûtfetti ki, o ömrün bir gününün bile kıymetini kimse bilemez, ona değer biçemez..Ben ise hayatımı, kıymetli ömrümü boş yere harcadım.

 

Bana verilen sayılı nefeslerimin hepsini de, tiz ve pes seslerle tükettim, gitti...

 

Ben nağmelerle uğraşırken, ırak perdesini düşünürken, firak zamanını düşünemedim, yani dünyadan ayrılacağım zamanın acılığı hatırımdan çıktı gitti..

 

Yazıklar olsun ki, zir efgend hurd makamının tizliğinden, bunu düşünüp, onunla meşgul oluşumdan, gönlümün ekini, gönlümde bulunması gereken manevi duygular kurudu; gönlümse öldü.

 

Eyvahlar olsun ki, şu 24 perdenin sesiyle ömür kervanı geçti gitti. Gün akşam oldu..

 

Allah’ım! Verdiklerine razı olmayan, sızlanıp duran, feryad eden nefsimin elinden feryad ediyorum..

 

Başkasından şikayette bulunmuyorum..

 

Sen’den, maddi çıkarım için yardım isteyen kendimden sana şikayette bulunuyor, adalet istiyorum..

 

Kimsecikten adalet beklemem, derdime çare bulamam; ancak bana benden yakın olandan adalet bekler, çare bulurum..

 

Çünkü bu benlik, bu varlık her an bana ondan gelmekte; bu varlık vehmi azalacak, bitecek olursa, başka bir şey kalmayacağı için yalnız onu görürüm..”

 

Hz. Ömer, çalgıcıya dedi ki:

 

“Senin bu ağlayıp sızlayışın, kendinde oluşunun, ayıklığının belirtisidir..”

 

Mesnevi 1. cilt 1915- 2072-2075-2082-2085-2090-2095-2100-2105-2110-2162-2165-2170-2175-2180-2185-2190-2195-2199-ilaâhir..

 

Mesnevi tercümesi 1/2 Cilt Tercüme: Şefik Can/Ötüken Yayınları

 

Hikâye bir sayfa kadar daha devam ediyor efendim. Ve..Bundan ötesi sırlar ötesi sırlardır..Dileyen kardeşlerimiz, yukarıda verilen numaralardan araştırıp, aslından okuyabilirler..Ben arada bazı bölümleri atlayarak yazdım.. Tamamını okumanızı tavsiye ederim..

 

muhabbetle

 

 


 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/11/2009 - “Sosyal Zaman Öldürgeci”

Kategori: Yazilarim


Bu “Farm Ville” çılgınlıklarına İnanmıyorum ya!..Facee Book hesabımda diğer arkadaşların oyun resimlerini gördüğümde, önce mimari tasarım, grafik vb. bir şey zannetmiştim..Meğerse oyunmuş! Girdim araştırdım netten ve acaip şeyler öğrendim, ağlasam mı, gülsem mi bilemedim..

 

Çocuk da değil bunlar ya, koca koca hem de kariyer sahibi adamlar, kadınlar. Çılgınca bir oyuna kaptırmışlar kendilerini, tiryakilik gibi.. Üzüldüm doğrusu.

 

Yarın hesaba çekileceklerimizin ilklerinden olan “bu zamanların” hesabı nasıl verilecek ki? Hatırlarsanız daha önce de yazmıştım bu zaman mes’elesini;

 

http://www.sanliurfa.com/author_article_detail.php?article_id=1652

 

Gerçekten üzücü..Bu oyunla günlük hayatını; "ekimden önce", "hasadı beklerken", "hasattan sonra" diye bölen ve işlerini, toplantı ve randevularını buna göre düzenleyenler,

 

Telefon konuşmalarında, ev sohbetlerinde, sanal çiftliklerindeki ördeklerden, para getirecek ürünlerden, kaybolmuş kedilerden, ağaçlarının dekorasyonundan söz eden, sohbeti de, muhabbeti de, reeli de bitiren insanlar varmış artık bu dünyada!!

 

Hayatının 1 numarası yapmış kimisi..Rüyalarında bile sanal çifliklerini görüyorlarmış! Pirinç ekip, yumurta toplayanlar! Yakınlarına, dostlarına reelde yüz vermeyip,  sanal çiftliklerinde komşularına hediye yollayanlar subhanAllah..

 

“Çileklerim boynunu büktü” diye uykusu kaçanlar! “Domateslerim çürüyecek”, “hasad zamanı” diye randevularına gitmeyenler! Daha neler neler!


Her gün milyonlarca kişi ineklerini sağıp,  koyunlarının yününü topluyormuş, domates yetiştiriyor, hasad yapıyor, meyve-sebze topluyor, çilek ekiyor, bir ev almak için (!)var gücüyle çalışıyor, ağaç ekiyormuş!.


Hatta öyle ki tutkunları, gece yarısı alarm kurup uyanarak, ürünlerini topluyor, işyerlerinde en yoğun saatlerde bile sanal çiftliklerindeki ağaçları ve hayvanlarıyla ilgileniyorlarmış.


Ne do gribi aşısı, ne uranyum, ne memleket mes’eleleri..Varsa yoksa çiftlikler, ekim, dikim, hasat! Rüya mı ne bu ya!?

Diyaloglar:

"ya hacı! feyse girip benim karpuzları toplasana yaaa"
"yahu sonra topla nolcak" .
"ama yazık çok uğraştım ben onları yetiştirmek için"
"sanki tohumuna para verdin! hadi işim var selametlen"

-ay iş yerimden facebook'a bağlanamıyorum balkabaklarım çürüyecek!
- karpuz ekmiştim ama o tarihte tatilde olacağım!
- tam da çilekleri toplama zamanına toplantı koymuşlar, gitti paralar!

işyerinde arkadaşla otururken telefon geliyor. çocuk açıyor telefonu. Karşıdaki:
"abi benim domateslerin sulanması lazım". "oğlum bak sen de benim koyunların otunu vercen haaa" böyle bir muhabbet dönüyor. çay molasındayız. "ya oğlum dur bak devamını anlatayım..." diyorum."abi domatesler çürümesin" diyor adam.

tohumlar elimizide, oraklar belimizde
ben giderim tarlaya hey taaar laaa yaaaaaaaaaaaaaa

Ne dediler:


tüm arkadaşlarım oynuyor, işyerinde herkes oynuyor, karışınca "şöyle oyun, böyle oyun bik bik bik" ediyorlar. nedir bu kardeşim! manyak mısınız siz? çiftçiliğe çok meraklıysan git tarlada çalış. Allah’ın sanal psikopatları siziii.

az evvel "dur şu çilekleri toplayım da öyle tuvalete gideyim.." diye düşünüp, altıma etmek zorunda kalırken buldum kendimi..bu ne biçim hastalık ülleeennnn!!

Bugünlerde çalışma arkadaşlarınız ‘Çileklerim çürüyecek, acil toplamam lazım!’ derse şaşırmayın. Ya da tüm dostlarınızla toplanmış koyu bir sohbet ortamı yaratmışken aralarından biri saatine bakarak ‘Aman Allah’ım! İneklerimi sağmam gerekiyor. Ben gidiyorum’ derse ona kırılmayın. Anlayın ki onlar birer FarmVille bağımlısı.

mavi kurdele alabilmek için üşenmeyip tek tek milletin çiftliklerine gidip fotoğraf çektiğimde "benden daha boş bir insan var mıdır caba şu dünyada" diye düşünürken, okulda öğretim üyesi olan bi hocamın çiftliğine baktım. adam hayvanları ve bitkileri çeşitlerine göre dizip bir de çitlerle ayırmış, süslemiş falan. yemin ediyorum soğudum adamdan, saygım azaldı.

koca koca insanları çocuklaştırmayı başarmış facebook zımbırtısıdır... hala anlamadım olayın zevkini kardeşimin sürekli bu oyunu oynaması sonucu evde sürekli inek böğürtülerine maruz kalmaktayız, sinirli bir anda babamın bu olaya tepkisi ise "susturun şu inekleriiiiii" şeklinde olmuştur.

şu aralar herkesin deli gibi oynadığı oyun, sanırsın ki oynamayanı dövüyorlar..koca koca insanların işyerinde bile işi gücü bırakıp çilek ekip üzüm biçtiği, randevularını ekinlerin büyüme zamanına göre ayarladığı düşünülürse ne derece bağımlılık yarattığı daha iyi anlaşılır..

mause üreticilerinin satışlarını arttırmak için icat ettiği oyun.
sosyal zaman öldürgeci

FarmVille bir oyun evet diğer feysbuk oyunları gibi, amacı herkesi siteye bağlamak, düzenli olarak feysbuka girmenizi sağlamak. Bu oyundaki amaç tarlanızı ekip biçerek para kazanmak ve bu paraları harcamaktır.

Her gece “iyi geceler canım, balım, bidenem” diye vedalaştığınız sevgilinizle artık "pirinç ek yatmadan, yarın öğlen toplarsın, hadi rastgele!" diyerek vedalaşmaya başlıyorsunuz.

ekmişiz çilekleri saat 23'te, 3'te toplamak gerek şimdi.. sabah hayatta 7'de kalkamam.. of allahım, dertsiz başıma dert aldım!

"amanın sebzelerim ölüyor" havliyle, facebook'un engellenmiş olduğu işyerinden vpn ile evdeki bilgisayara bağlanıldığında o an evde yalnız ikamet etmekte olan kimselerin içeriden gelen inek keçi tavık sesleriyle ödünü koparan oyun.

Tüm gün bilgisayarımda oyunu açık bırakıyorum. Gün içinde birçok işim ve toplantım oluyor. Ama aklımın bir köşesinde de bu oyun var. Eve gider gitmez kimsenin yüzünü görmeden bilgisayarımı açıp oyunla ilgilenmeye başlayabiliyorum. Ya da bir toplantı zamanında arkadaşlar toplanmışken onları biraz bekletip acele acele ürünlerimi toplayabiliyorum.
 
haftasonu sabahın köründe uyanıp domateslerimi topladım lan ben bu hafta!!!
normalde dünya batıyor deseler "aman iyi bi onbeş dakka daha uyurum o zaman.." diyecek tıyniyette bir insanım..bildiğin hastalık olm bu oyun! daha uzun uzun ne denli bir bağımlılık olduğuna dair  yazmak isterdim ama üzüm ekmem lazım, başımı sokacak bir ev almak için para biriktiriyorum!

 

Bir değirmendir zaman; Kıymetini bilmeyenleri, öğütür.

 

İnsanın içinde bir “adanma” ruhu gizli, tapınma eğilimi;

Kul-köle olma, adanış..

 

Vahhab olan O Rabbimiz yaradılışta her “öz”e koymuş bunu..

 

Ama tayin etmemiş yönünü..

Seçimi insana bırakmış ki hesap âdil olsun..

Adildir O, hem Hâkim, her işi hikmetli..

 

Seçeceksin, seçtiğin kaderin olacak,

Ve özne “sen” olduğundan “hesap faturası” da, “sana” çıkarılacak haliyle..

 

“İzm”ler bunu, “adanış meylini” iyi anlamışlar ve o taraftan sürekli vuruyorlar!

Zaaflar biliniyor ve bunu kendi menfaatleri doğrultusunda kullanıyorlar hep!

 

Hep yeni “idol”ler çıkarıyorlar gençlerin önüne..

 

Bilinçsizce tüketme kültürü(!) ; Eşyayı, kendini, değerleri ve zamanı..

Hiçleştirme..

 

Ve mutsuz insanlar, daha doğrusu yığınlar!

 

Dikkat ettiniz değil mi;

 

Yaradan’a çevirdiğinde “öz”ünün yönünü,

Kul olduğunda yani, sultan oluyorsun da,

Yaradan’dan çevirdiğinde; eşyaya, “idol”lere vs.

Hiç oluyorsun!

 

Kendini bile-isteye hiçleyen bu insan;

 

Ne kadar da zayıf !

Ne kadar da aciz!

Ne kadar da zavallı!

 

Halbuki bilse, kendini tanısa o zaman çözülecek düğüm..

Kendini bilecek..

Rabbini bilecek..

Kul olacak ilkin, sonra sultan.

 

Efendim, hep derim ya gönül asla boşluk kabul etmiyor! Etmez!

 

Sen gönlünü Hakk ile doldurmazsan, şeytanın askerleri işgal edecek!

 

Sen sabah vakti kalkıp, kılmakla emrolunduğun 2 rekat namazı kılmazsan,

Kafa ve yüreğini işgal edenler, sana hükmedenler işte böyle!

Sabahın köründe alarm kurdurtup sana çilek toplatırlar!..

 

Ya Rab yüreklerimizi seninle doldur ki ağyara yer kalmasın!

 

Topla bizi ya Rabbi!

Elimizi, dilimizi, gözümüzü, kulağımızı, aklımızı, hayalimizi, topla yüreklerimizi ne olur..Vakittir dua olsun çağa karşı, hala diri kalan bir yürek yarımızdan, amin

 

Muhabbetle efendim

 

Ayşe Reşad

 

Not1: Efendim, ortadaki "Diyaloglar ve "Ne dediler" kısmı, arama motorlarından, diğerleri bana aittir.


Kendime Yorum: Örnekler çok olmuş :)
Evet bazıları çok komik geldi, biraz da gırgır olsun diye çoğunu taşıdım buraya ;)
Bir de: Zamanı ufalamakta, öldürmekte, bile isteye kölelikte, kendi kendilerine şahidler olsunlar diye!

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/10/2009 - D-ü-ş-ü-n-ü-y-o-r-u-m

Kategori: Yazilarim


Geçen bir klip izledim, Risale Kanalı'nda..Orada bir sahne çok etkiledi beni, gözlerim doluverdi:


Bir anne çocuğunu cezalandırmak için kapı dışına bırakıyor..Çocuk orada ağlıyor sızlıyor ısrarla hiç vazgeçmeden sürekli, sürekli çalıyor kapıyı..


En sonunda ceza bitiyor, kapı açılıyor ve mutlulukla annesinin boynuna sarılıyor çocuk :)


Şunları çağrıştırdı bana; B
izler de, bazen bir halt ederiz, başımıza bir musibet gelir..


Hani nasıl bir çoban, tam uçurumun kenarına gelen koyunları düşüp telef olmasın diye, vurur onlara ki dönsünler..


Musibet o vurmadır, ceza da aslında kucağa bir çağrıdır, bu manasıyla nimet..


Aynen bunun gibi bazen kapı dışına atılırız..


Daha doğrusu nefsimizin çakırkeyfliğine uyarak, biz atarız kendimizi, O’nun rahmet dairesinden dışarı.


Çünkü O’nun rahmetini celbedecek elektromanyetik çekim yoktur artık bizde..


Bile isteye zulmederiz yani nefslerimize.



Ama tevbede ısrar, kapı önünden hiç ayrılmamak,
O'nu memnun etmek suretiyle açılır kapılar yeniden ve huzura kabul ediliriz..


"Kul tevbe ettiğinde Allah'ın sevinci, çölde devesini kaybedip bulan adamın sevinci gibidir"


Ya Afuv! Ya Ğaffar! Ya Tevvab!


http://img36.imageshack.us/img36/2572/sgrosline2.gif


Uzaklaştırılır insan bazen, inanırım..

Hani insan bazen ibadet edemediğinden yakınır ya?.."Namaz kılamıyorum", "dua etmek içimden gelmiyor hiç" "camiye gidemiyorum" gibi..


İşte belki de o zamanlar özellikle uzaklaştırılıyoruz! Nasip olmuyor..


Bizde yarar bir şey göremiyor Rahman ve çağırmıyor bizi huzuruna..


Dua gibi..Hani bazen nasıl da huşu ile ederiz, duadan nasibi olan isimler gelir aklımıza hemen zikrederiz. Ama bazen de dua edemeyiz hiç. Ettirilmeyiz!

Yoksunluğumuz yoksulluğumuzdandır..

Bizde O’na yarar bir amel yoksa, yoksuluz demektir.


Bizde Rahman'ı- Rahmeti çeken kocaman bir mıktanıs olsa mesela :) O'na yarar, O'nu memnun edecek niyet ve ameller yani..

O zaman, O da bize rahmet nazarıyla bakacak ve açacak kilitlerimizi tek tek..


http://img36.imageshack.us/img36/2572/sgrosline2.gif


"İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır."


Bir kul Allah ile arasını düzeltirse,
O'na daim yaklaşmak için çırpınırsa..
O'nun yasakladıklarından sakınırsa,

Sırf O'nunla arası bozulmasın diye, O'nu incitmemek için, takvasından bunları yaparsa..

Sonra, “diğer insanlara nasıl yardım edebilirim” “onları nasıl mutlu edebilirim” diye çırpınır, bunu da Allah için yaparsa..

İşte o zaman Allah bu kulu sever ve o kulun gören gözü, duyan kulağı, tutan eli olur..

Ne demek bu?

Allah ahlakıyla ahlaklanmak demek.

Allah'ın tüm esmasının insanda tecelli etmesi demek, yani esmaulhusnaya ayna olması..

İşte o zaman Allahu Teala, bu kulu sever, ve meleklere de der ki; " sevin bunu"

Sonra melekler de insanlara; "sevin" derler..

Yer ve gök halkınca "Sevgili" olur o kul..

Ya Veduuuuud!..

 http://img36.imageshack.us/img36/2572/sgrosline2.gif


Rabbim sesini duyar ve cevap verir..

Sadece dillendirilen duaları değil, kalpten-akıldan geçenleri de..

Duyar ânında, merhamet eder ve cevap verir.


Şaşar kalırsın ve; “Ama ben sadece düşünmüştüm, isteğimi dillendirmemiştim bile..” dersin..

O Vedud'tur.. Vahhab'tır..

Şasma O'nun emrine..Sadece tevekkül et ve teslim ol.

Hasbiyallahu lailahe illahu aleyhi tevekkeltu ve huve Rabbularşilazim

 

 http://img36.imageshack.us/img36/2572/sgrosline2.gif


İnsanın kendine yaptığı en büyük zulümdür affetmemek..

Hem de yolları tıkar..

“Kullandığımız ölçüyle ölçüleceğiz” ya, o anlamda tıkaçtır, öteler adına..

Affetmek, bir iç muhasebeyle, içe dönüşle mümkün ancak..

Zor çünkü, biraz alıştırma yapmak lazım.. Kendimden biliyorum oluyor ama, yeter ki isteyin..

Başınıza bir şey geldiğinde, biri size söz söylediğinde ya da ne bileyim haksızlık vb. yapıldığında ne kadar acı olursa olsun hemen içinize dönün ve sorun:

Ben ne halt ettim ki bunu başıma musallat ettin ya Rab?

Ey nefsim cevap ver ne yaptın!? Ya da ne yapmadın?!

Sonra bakın, mutlaka bulacaksınız, bir yerlerde zinciri kırdınız..

Öyle bir şey yaptınız ki –emre itaatsizlik ya da O’na hoş gelmeyen bir şey mesela-

Böyle olunca insan kolay affediyor, hem de muhasebe ettiğinden yüreği hep diri oluyor çağa karşı ;)

Haa ama, karşıdan insanlar belki diyeceklerdir;
“Şuna bakın ya nasıl da onursuz, gurursuz” vs.. olabilir, bırakın desinler..

Madem “Kullandığımız ölçüyle ölçüleceğiz” kulak asmayın hiç kimseye,

Siz Allah'ın onursuzu olun!


 http://img36.imageshack.us/img36/2572/sgrosline2.gif

 
Cuma Suresi 9 ve 11. ayetler-İniş Sebepleri:

 
http://groups.yahoo.com/group/fethimiz/message/19908  

 Annem rahmetli cuma günü namaz vaktinde kesinlikle iş yaptırmazdı, ibadet, tesbih vb. meşgul olunsun isterdi..

Hatta Kur'an okunmasa, namaz kılınmasa bile, illa ki de ev işlerini o saatte yapanlara, ev süpürenlere falan çok kızardı..

Demek ki eskiler biliyorlardı, ilimleri olmasa dahi..

Tabii cuma içindeki o duaların kabul olduğu icabet saati de var.

Bir de şu var, yukarıdaki ayetleri –Cuma 9 ve 11- okuyup; "Haa tamam, bu sadece cuma namazı için, hem de alışveriş hakkında" dememek lazım..

Diğer vakitlere de şamildir diye yüreğime düşüyor hep..

Ezanı duyunca hiç umursamadan elindeki işine devam edenler..

Ezanı duyunca izlediği tv dizisinden baş kaldırmayanlar..

Ezanı duyunca hiç duymamış gibi kulak ve yürek tıkayanlar..


Anne-babası ya da iş yerinde patronu, ya da sevdiği çağırınca el pençe divan duranlar hergün 5 vakit minarelerden okunan:

"Beni Unutma"
"Haydi huzura"
"Haydi kurtuluşa" çağrısını neden umursamazlar?


Neden umursamıyoruz?!

O vakitler bilelim ki Rabbin bizi kucağına çağırdığı vakitlerdir, gafil olmayalım ve o an ki amellerimize "Allah için"lik katalım daima..


Muhabbetle efendim


Ayşe Reşad

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/10/2009 - Zikir, dâim O'nda-O'nunla olmaktır

Kategori: Yazilarim

 

Zikretmek, sadece namaz kılmak ve belli zikirleri tekrar etmek değil;


İnsan eğer hep O'nunlaysa iç planda, -Allahu subhânehu ve Teâla-
Dışta başka şeylerle meşgul gibi görünse de aslında hep O'ndadır..

Ve
bu hal zikirdir.. O kişi zikirdedir.

Eğer O'nunlaysan; Hani bir pergel gibi; pergelin bir sivri ucu vardır, onu sabitlersin bir noktaya ve diğer kalemli uçla daireler çizersin ya..

İşte Onun gibi aynen..
Halk içinde dahî daim Hakk'la olmak..

Eli işte, kalbi O'nunla olmak..

İşte o zaman her ne yaparsan yap, zikirdesin..

Bu bağlamda;

Elinde neşter ameliyat masasında doktor zikirdedir,
Kara tahtadaki öğretmen zikirdedir,
Evini temizleyen- yemek pişiren hanım zikirdedir
..vs.vs.vs

Bir de bazı alimler , insana sevap kazandıracak her seyi, her hareketi zikir diye tarif etmişler ya;

Yani sadaka verirken zikirdesin,
Bir kardeşine gülümserken zikirdesin..
Gözünü-elini vb. tüm bedenini haramdan muhafaza ederken zikirdesin..

 

Daim O'nda olana, daim O'nunla olana müjdeler olsun..

Ayşe Reşad

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/10/2009 - Sevgili’den Gelen Her şey Tatlıdır

Kategori: Begendiklerim

 

Bir gün Lokman’ın Efendisine hediye olarak bir karpuz getirdiler. Hizmetçiye “ git, oğlum Lokman’ı çağır” dedi Lokman gelince Efendisi, karpuzu kesip ona bir dilim verdi.

 

Lokman o dilimi bal gibi, şeker gibi yedi. Hem de öyle lezzetle yedi ki Lokman’ın efendisi, ikinci dilimi de kesip sundu. Böyle, böyle karpuzu tekmil yedi; Yalnız bir dilim kaldı.

 

Efendisi “ Bunu da ben yiyeyim; bir bakayım, nasıl şey, herhalde tatlı bir karpuz” dedi .

Çünkü Lokman, öyle lezzetle, öyle zevkle, öyle iştahlı yiyordu ki görenlerin de iştahı geliyordu.

 

 Efendisi o dilimi yer yemez karpuzun acılığından ağzını bir ateştir sardı, dili uçukladı, boğazı yandı. Bir eyyam acılığından adeta kendisini kaybetti.

 

Sonra Efendisi:

 

-A benim Cânım, böyle bir zehri nasıl oldu da tatlı tatlı yedin,

 

Böyle bir kahrı nasıl oldu da lütuf saydın?

 

Bu ne sabır? Neden böyle sabrettin?

 

Sanki canına kastın var? Niye bir şey söylemedin, niye biraz sabret şimdi yiyemem demedin?” dedi.

Lokman dedi ki:

 

“ Senin nimetler bağışlayan elinden o kadar rızıklandım ki utancımdan adeta iki kat olmuşumdur.

 

Ey marifet sahibi! Elinle sunduğun bir şeye “bu acıdır” demeğe utandım.

 

Çünkü vücudumun bütün cüzleri senin nimetlerinden meydana geldi.

 

Ben senin dânene, tuzağına gark olmuştum;

 

Bu kadarcık bir acıya dayanamaz, feryad edersem vücudumun bütün cüzleri hak ile yeksan olsun!

Şekerler bağışlayan elinin lezzeti bu karpuzdaki acılığı hiç bırakır mı?

 

Sevgiden bakırlar altın kesilir.

 

Sevgiden tortulu, bulanık sular arı duru bir hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur.

 

Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur.

 

Mesnevi’den

 

Geniş İçerik İçin;

 

http://www.webamca.com/Mesnevi.asp?MesneviID=37&Page=devam

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/10/2009 - Ölmeyen bir sevgiliye âşık ol..

Kategori: Ah minel Ask

 

Sen kamışsın, ucunu kesmezsen küt diye kalır.

Nefis yongasını da atacaksın ki o zaman;

“Ben o kudsi ruhun elindeki kamışım.İmzamı ha atmışım ha atmamışım.” NFK

Kendi nefsini sıfırlayacaksın ki; O sende ne melodiler çıkaracak, ne melodiler çıkaracak.

Allah’a bir ney olmamız lâzım. Allah’ın mânâsı bizden nasıl yansıyacak?Ama biz nefsimizi kütük gibi kendimizden yok etmediğimiz takdirde manâ çıkmıyor.

Allah da böyle diyor: Sen kendini sıfırla ki ben sana ikram edeyim.

Ama sen, "Bende var,sağol" diyorsun oldu mu?

Nasıl ikram etsin ki sana?

Kerem sahibi karşı tarafta bir fakirlik görecek ki sana ikram etsin.

Adam zaten her tarafı altınlarla kaplanmış, hiç aczini belli etmiyor.

Hiç acz ve fakrını belli etmiyor. Sen,ona ne hediye etmek isteyebilirsin ki?

Kemal Ayyıldız

 

Hazret-i Musa aleyhisselam Tur'daki duasinda der ki :

-
Rabb'im, sen kullarindan ne zaman razi olursun bildir de, ben de kullarina bildireyim. Onlar da senin razi olacagin sekilde dusuncelerini duzeltsinler.

Soyle buyurur Rabb'imiz :

- Kullarim benden ne zaman razi olurlarsa, ben de onlardan o zaman razi olurum!..

 

DERTLİ BİRİ, ağlayıp inlemekteydi.  Oradan geçmekte olan Şiblî, adamın halini görüp ağlayışının sebebini sordu. Adam dedi ki:


“Şeyhim! Bir sevgilim vardı. Güzelliği canıma can katıyor, ömrümü arttırıyordu. Öldü. Ben de derdinden ölüyorum. Yasıyla gözüme âlem kara görünmede.”


Şiblî dedi ki:


“Mademki gönlün bu yüzden perişan, bu yüzden kendinden geçmişsin, neden boyuna yaslanıyor, ağlayıp duruyorsun? Yeniden bir sevgili tut. Fakat bu sefer ölmeyen bir sevgiliye âşık ol da, derdiyle böyle ağlayıp inleyerek ölmeyesin!”

 

İsmail Örgen

Yalniz Biri iste; baskalari istenmeye degmiyor.

Biri cagir; baskalari imdada gelmiyor.

Biri talep et; baskalari layik degiller.

Biri gor; baskalari her vakit gorunmuyorlar, zeval perdesinde saklaniyorlar.

Biri bil; marifetine yardim etmeyen baska bilmekler faydasizdir.

Biri soyle; Ona ait olmayan sozler malayani sayilabilir."


Ey nefsim! Kalbim gibi agla ve bagir ve de ki:

Faniyim, fani olani istemem.
Acizim, aciz olani istemem.
Ruhumu Rahmân'a teslim eyledim; gayr istemem.
İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.
Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.
Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim....`


"Dunyanin ister bati tarafinda olsun, ister dogu tarafinda bulunsun, butun insanlar olecektir! Boylece dunyada ne seven kaliyor ne de sevilen: herkes olup gidiyor." Mesnevi

“Butun dunyada maddi asklar fanidir.
Zamani gelir ne asik kalir, ne de masuk..
Sayisiz guzellikler oldu. Meshur asklar masal oldu.
Su basip gectigimiz topraklarda ne guzeller yatmaktadir.

Seyh Sadi bir beyitinde:

“ Basip gectigin topraga yavas bas, cunku o toprakta bir cok gozler, yanaklar, kemikler vardir. Onlari incitme!” diyor.

Ince ruhlu bir sair de gelip gecici aski su siirinde ne guzel ifade etmis:

“ Bu dunyada butun cicekler soluyor. Butun kuslarin otusleri devamsizdir. Ben ebedi surecek yazlari dusunuyorum. Bu dunyada butun insanlar dostluklarinin ve asklarinin zevaline aglarlar, ben ebedi surecek sevgileri dusunuyorum”

iste sairin ebedi olarak surmesini hayal ettigi sevgi “ilahi sevgidir” Mevlana’nin istedigi sevgidir.

Ey hakikat yolcusu, sen oyle bir askin pesinden kos ki, o ask gelip-gecici olmasin. Sonunda seni ye’se, umitsizlige dusurmesin.
Allah askinin zevali yoktur.
O askin asiki da masuku da ebedidir.

Hic olmazsa hayatini ilahi ask ugrunda harcayan o bahtli adam, kendini oyle bir fenne, oyle bir hunere feda etmis ki, o feda ediste, o oluste, o mahvolusta yuzlerce hayat vardir.

Hakk’a karsi duyulan askta, onu seven de, onun tarafindan sevilen de olumsuzdur! Oyle bir sevgiye nail olanlar iki alemde de dileklerine ermis, iyi bir ad, san birakmislardir..

Mesnevi tercumesi 3545 / Sefik Can


Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/10/2009 - Beyaz renk kir götürmez..

Kategori: Begendiklerim


Sen insanların gözlerinin değdiği yerlerini düzeltiyor;

fakat Allah’ın baktığı yer olan kalbini niçin düzeltmiyorsun ?

 

Ey olgunluk yaşına gelmiş insan !

Ömrün nihayete doğru yaklaşmakta.

Öyleyse eksiklerini telafi et, tamamla.

Bak saçın, sakalın ağardı; beyaz renk kir götürmez.

 

İbn Ataullah el-İskenderi

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/10/2009 - Daî

Kategori: Begendiklerim

Sesime cevap veren Sensin.

Yakarışıma ses veren Sensin.

Çağrıma karşılık veren Sensin.

Dileklerimi önemseyen Sensin.

Dualarımı işiten Sensin.

Yokluğum en güzel duamdır; varlığımı Sana dua eyle.

Suskunluğum en keskin sözümdür; sözümü Sana dair eyle.

Kırık kalbim en iyi yanım; kalbimi Sana yâr eyle.

 Senai Demirci


Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

//..Birgün akşam olur, biz de gideriz; Kalır dudaklarda şarkımız bizim..// Yüreğimi paylaşmaya gelen tüm dostlara merhaba :) Sizlerden ricam; Şu sanal alemde yürek esintilerime sahip çıkmama yardım edin lütfen; Buradaki yazıları, başka yüreklere de ulaştırmak istediğinizde lütfen altına ismimi ekleyin ya da blog adresimi. Bin teşekkür.. muhabbetle

Son Yazılarım

Aşk, işte böyle bir şey
Ey Hacılar! Nerdesiniz?
Yalnız Allah için çalmalı bazen de..
“Sosyal Zaman Öldürgeci”
D-ü-ş-ü-n-ü-y-o-r-u-m
Zikir, dâim O'nda-O'nunla olmaktır
Sevgili’den Gelen Her şey Tatlıdır
Ölmeyen bir sevgiliye âşık ol..
Beyaz renk kir götürmez..
Daî
Ey Hiç Darılmayanım!..
Paradigmalar
En güzel aşk hikayesi
21. Yüzyılda Rasûlullah'ın Gelini
"Allah seni kendi yolunda ne kadar kullanıyorsa değerin o kadard
“Henüz inmemiş Ayetler”
Dua
Yâr ile ettiğin ahdi unutma!
Hani Rabbim..
Sen ne yaptın ki O en Sevgili teşrif etti evine?
"..... Hayatını kaybetti."
Gönlünü İPlere bağlı tut!
Sobele Kendini!
YALNIZın Halleri
Ol mâhiler ki..

Kategoriler


Arkadaşlarım